top of page

Dirençli Kentler Sadece Altyapıyla Kurulmaz

  • Yazarın fotoğrafı: Elif Topkaya Sevinç
    Elif Topkaya Sevinç
  • 10 Haz
  • 3 dakikada okunur
Resim :UNISDR Yerel Yönetimler Kılavuzu
Resim :UNISDR Yerel Yönetimler Kılavuzu

İklim krizi, artan eşitsizlikler, barınma sorunu, hızlı kentleşme, yaşlanan nüfus ve ekonomik kırılganlıklar…Bugün kentler artık yalnızca fiziksel altyapı sorunlarıyla değil; çok katmanlı sosyal, ekonomik ve çevresel krizlerle karşı karşıya.

Bu nedenle son yıllarda “dirençli kentler” kavramı uluslararası gündemde giderek daha fazla öne çıkıyor. Ancak dirençlilik yalnızca afetlere dayanıklı yollar, binalar veya enerji sistemleri anlamına gelmiyor. Gerçek dirençlilik; kentlerin krizler karşısında eşitsizlikleri azaltabilme, kırılgan grupları koruyabilme ve herkes için yaşam kalitesini sürdürebilme kapasitesiyle doğrudan ilişkili.

Bugün artık temel soru şu: Kentler yalnızca daha “akıllı” mı olacak, yoksa aynı zamanda daha adil ve kapsayıcı mı?


Küresel Gündemlerden Yerel Gerçekliğe

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar), Yeni Kentsel Gündem (New Urban Agenda) ve Afet Risklerinin Azaltılmasına yönelik Sendai Çerçevesi gibi uluslararası mekanizmalar, kentlerin geleceğine ilişkin önemli yol haritaları sunuyor.

Ancak sorun çoğu zaman küresel çerçevelerin eksikliği değil; bu hedeflerin yerelde nasıl uygulanacağı.

Kent politikalarının başarısı, yalnızca ulusal stratejilere değil; yerel yönetimlerin kapasitesine, kurumlar arası koordinasyona, veri temelli yönetişime ve toplulukların karar alma süreçlerine katılımına bağlı hale geliyor.

Tam da bu nedenle son dönemde “SKA yerelleşmesi” kavramı öne çıkıyor. Çünkü sürdürülebilir kalkınma hedefleri ancak mahallelerde, kentlerde ve yerel yaşamın içinde karşılık bulduğunda gerçek anlamda etkili olabiliyor.


Çok Katmanlı Yönetişim Neden Önemli?

İtalya’nın Potenza Bölgesi bu açıdan dikkat çekici örneklerden biri. Bölgesel ölçekte geliştirilen koordinasyon modeli; belediyeler arasında ortak planlama, çevresel koruma, yatırım öncelikleri ve sosyal kapsayıcılığı aynı çerçevede ele almayı hedefliyor. 

Buradaki önemli nokta yalnızca teknik planlama değil. Asıl mesele; farklı kurumlar arasında politika uyumu sağlayabilmek ve uzun vadeli hedefleri günlük yönetişim süreçlerine entegre edebilmek.

Çünkü dirençlilik yalnızca mühendislik meselesi değildir.Aynı zamanda yönetişim, koordinasyon, veri ve katılım meselesidir.

Benzer şekilde Birleşmiş Milletler sisteminin Türkmenistan’ın  Arkadağ şehri için yürüttüğü çok paydaşlı değerlendirme süreci de, sürdürülebilir kentleşmenin artık yalnızca fiziksel altyapı perspektifiyle ele alınmadığını gösteriyor. 

İklim, kültür, sanayi, çevre, eğitim ve sosyal politikaların birbirinden bağımsız düşünülemediği yeni bir kentleşme anlayışı gelişiyor.


Dirençlilik ve Barınma Hakkı


Kentlerin geleceği tartışılırken en kritik başlıklardan biri ise barınma krizi.

Bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de güvenli ve erişilebilir konuta ulaşmak giderek zorlaşıyor. Artan kiralar, derinleşen gelir eşitsizliği ve güvencesiz yaşam koşulları; özellikle gençler, kadınlar, yaşlılar ve kırılgan gruplar üzerinde çok daha ağır sonuçlar yaratıyor.

Bu nedenle “adil dönüşüm” (just transition) tartışmaları artık yalnızca enerji politikalarıyla sınırlı değil. Barınma politikaları da bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. 

Çünkü konut yalnızca fiziksel bir yapı değildir.Barınma; güvenlik, insan onuru, toplumsal aidiyet ve dayanıklılığın temel unsurlarından biridir.

Bu noktada:

• sosyal konut politikaları, 

• kiralık sosyal konut modelleri, 

• enerji verimli konutlar, 

• uzun vadeli erişilebilirlik, 

• katılımcı kent planlaması 

giderek daha kritik hale geliyor.

Kentlerin iklim krizine dayanıklı olması kadar, insanların kentlerde yaşayabilmeye devam edebilmesi de kritik önem taşıyor.


Dirençli Kentler İçin Yeni Yaklaşımlar

Uluslararası tartışmaların giderek daha fazla vurguladığı bir diğer konu ise kesişimsel yaklaşım ihtiyacı.

Çünkü krizler herkesi eşit biçimde etkilemiyor. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, LGBTI+ bireyler, düşük gelirli topluluklar ve göçmenler; ekonomik ve çevresel krizlerden çok daha ağır biçimde etkilenebiliyor. 

Bu nedenle sürdürülebilirlik politikalarının yalnızca teknik göstergeler üzerinden değil; insan hakları, sosyal adalet ve kapsayıcılık perspektifiyle değerlendirilmesi gerekiyor.

Gerçek dirençlilik; yalnızca kriz anında ayakta kalabilmek değil, kriz öncesinde eşitsizlikleri azaltabilmekle mümkün.



Zincir Olarak Neye Dikkat Çekiyoruz?

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar), bugün yalnızca küresel politika hedefleri değil; aynı zamanda sosyal etkiyi tanımlamak, ölçmek ve farklı paydaşlar arasında ortak bir anlayış geliştirmek için önemli bir referans çerçevesi sunuyor.

Zincir Sosyal Girişimi olarak sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir mesele olarak değil; eşitlik, kapsayıcılık, dayanıklılık ve toplumsal adalet boyutlarıyla birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşımı benimsiyoruz.

Kentlerin karşı karşıya olduğu çok boyutlu krizler; yalnızca teknik çözümlerin değil, kapsayıcı yönetişim modellerinin, katılım mekanizmalarının ve uzun vadeli sosyal politikaların da ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Yerel yönetimlerin, sivil toplumun, akademinin ve özel sektörün birlikte çalışabildiği çok paydaşlı modeller; kentlerin geleceği açısından her zamankinden daha önemli hale geliyor.

Çünkü sürdürülebilir kentler yalnızca daha “akıllı” değil; aynı zamanda daha adil, kapsayıcı ve dayanıklı olmak zorunda.

Ve gerçek dirençlilik, kimsenin geride bırakılmadığı kentler kurabilmekle mümkün.

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page